Çocuk anne babasına sorar ya “Ben nasıl oldum?” diye. Onlar da susar kalırlar, ne diyeceklerini bilemezler. Derken ağızlarından saçma sapan bir yalan çıkıverir. “Seni leylekler getirdi yavrum”. Çocukta inanmaz buna ama anne babasının o çaresizliğini görüp “neyse” der oyununa bakar. O sabah bu saçma yalana o kadar ihtiyacım vardı ki…

Sabahın sekizinde hastanenin birinde bir kapının önünde bekliyorum. Yanımda sevdiğim, yakın olduğum herkes var, eşim hariç. Eşim o kapının arkasında, birazdan hayatımıza girecek kişiyle birlikte çıkmasını bekliyoruz. Koca bir evrende pirinç tanesi kadar olan bir insan için anlaması zor bir mucize. İşte o an diyorum ki keşke leylekler getirse, bizde kargosu gelmiş biri gibi teslim alıp teşekkür etsek leyleğe.

Anne için, rahmine düştüğü an aralarındaki bağ başlıyor sanırım çocuğuyla. Doğa üstü bir bağ onların ki, başka bir şey. Annenin gözlerine bakınca görüyorsun bunu.  Tabir-i caizse kadının mayasında olan bir şey annelik. Bir gün başlayacak olan görevi, gerçek hayatı gibi. Ama baba için öyle değil. En azından benim hissettiklerimi düşündüğümde öyle gelmiyor. İlk haberini aldığımızda eşimin gözlerinde ışıltı oluştu sanki, değişti, uzun süredir beklediği an gelmişti sanki. Ben mi? İlk hissettiğim mutluluk değildi maalesef. Korku, endişe, tedirginlikti. Bunu bize veren doğa mı yoksa alıştığımız öğrendiğimiz toplum içerisindeki babanın rolü mü bilmiyorum ama benim ilk hissettiklerim bunlardı. Korumalıydım, sahiplenmeliydim, düşünmeliydim.

O an itibariyle düşündüğüm hep eşimdi, evet heyecanlıydım, baba olacaktım ama yok ikinci plandaydı, eşimdi önce gelen. Hamilelik dönemi çocuğumuzun oluşma dönemi, dünyaya hazırlık dönemi olmasına rağmen benim için eşimin geçirdiği bir süreçti. Endişeler, korkular hep önce eşim ile ilgiliydi.

O gün kapının önünde beklerken de hissettiğim bu endişe, bu korku üzerine birazdan hayatıma girecek olan o mucizeyi düşündükçe “bir insana bu kadarı fazla” diyordum içimden. Ah be leylek getireydi ya, ne güzel olurdu.

Bir müddet sonra doktor geldi. “Kızınızı birazdan çıkarıyoruz, anne de 10 dk sonra çıkar” dedi, tebrik etti ve gitti. Ben arkama baktım ama yok bana söylüyor. O an beynim herhalde %10 kapasiteyle çalışıyordur, aval aval bakınıyordum ki kapının arkasından bir bebek ağlaması geldi. Bir aile daha vardı bekleyen ama nedense hissettim bu bizimki dedim.

Önce kızımı çıkardılar, şimdi kızım diye bahsediyorum ama o an gördüğüm kızım değildi. Ne olduğunu bilmiyorum, hislerimi anlayamıyorum. Hem çok yakınım ona, hem çok uzak. Ama hala tam olarak ona odaklanamıyordum çünkü eşim henüz çıkmamıştı.

Bir müddet sonra eşim de çıkınca tüm tedirginliğim gitti, üzerimden koca bir yük kalktı sanki. Öğrenciyken çok zor bir sınavınız olur, günlerce hazırlanırsınız ve sınavın bitip sınıftan çıktığınız o an vardır ya aynen öyle bir duygu. Aylardır süren endişe, bekleyiş, hazırlıklar vs. sonunda bitmişti. Daha doğrusu bittiğini zannediyordum…

Hastane odasına çocuğumuzu getirmeleri ve eşimin kucağına vermeleri sırasında duygusal dakikalar yaşanırken ben hala o rahatlamışlığın, o sınavı vermenin rehaveti içerisinde sırıtarak eşime bakıyordum ki onu kucağıma verdi. Verirkende sanki “al, bu senin yeni hayatın, emanetin” der gibi bakıyordu. İşte o an ben baba oldum, o an gerçekten artık yeni bir hayatım olduğunu anladım. Benimde görevim başlamıştı, hayatım bu iki kadına aitti artık. O buruşuk buruşuk, kırmızı çirkin şey dünyanın en güzel varlığı oldu birden.

Sonrası mı? Sonrası başka hikaye. Kızım, eşim ve ben …