Bir çok kadının ve bir çok erkeğin şikayetleri çocuktan sonra artıyor sanırım. Aslında her iki tarafta birbirini anlamadıklarını düşünüp, karşı tarafın haksızlığından yakınıyor. Özellikle erkekler, ”Üçüncü sınıf vatandaşlığa düştüm,” diye şikayet ederken; biz kadınlar, ”Ona da şükür biz vatandaşlıktan bile düştük,” diyebiliyoruz 🙂

Bunu Biz de Yaşadık

İlk zamanlar ikimiz içinde çok zordu. Hayatımıza giren küçük bir bebek, hayatımızın tam ortasına oturuvermişti. Ne sağa gidiyor ne sola, tam ortasında hayatımızın. Benim uykusuz gecelerim, yorgunluğum, bunlar aslında ne kadar basitmiş. Hayatımızın ortasına oturan o küçük bebek benim her şeyim olmuş. Gözüm hiçbir şeyi görmezken aşık olduğum adamı bile şöyle köşeye atıvermişim. En ufak bir şey de ona kızar olmuşum. Hatta hasta olma hakkını bile elinden almışım ki kızımıza da geçmesin! Bir gerginlik bir yorgunluk ve dünyanın en zor işini üstlenmişim; gibi geçmiş ilk senem.

Kendime de şöyle uzaktan bakınca, böyle davranmakta haksızmışım diyemiyorum! Sosyal hayatım sıfıra inerken birden eve kapanıyorum. Elimde küçük bebeğimle değişen hayata uyum sağlamaya çalışırken ” Bakmam gereken bir kızım var, sorumluluğum çok”, diye düşünüyorum. Bazen hiç özlemediğim kadar çalışma hayatını özlüyorum. Hatta iş yerinde haz etmediğim insanları bile özlediğim oluyor! Bir bakıyorum ki çöp atmaya gitmek, markete gitmek, benim soluklandığım anlar olmuş.

Koş Anne Koş 🙂

2 saatte bir emzirdiğim için sürem hep kısıtlı oldu. Biberonu istemeyen kızımın sesini her gittiğim yerden duyabiliyordum.”Koş anne koş beslenme saati”.  Sonuçta sütümü sağıp bırakma gibi bir lüksüm olmadı. Yanımda beni anlayan, hem benim, hem kızım için uğraşan annemin varlığıydı bana güç veren. İyi ki o dönemlerde yanımdaymış, ona ne kadar teşekkür etsem azdır…

Onun Gözüyle Bakınca

Ben bunları yaşarken eşim her zamanki hayatını yaşıyordu. İşe zaten gidiyor, sosyal hayatına devam ediyordu. Arada soluklanmak için hafta sonları bir yerlere kaçabiliyordu. Yani onun için değişen sadece evde bir bebek olmasıydı. Babalar için hayat ne kolay! Bu benim gözümle işin görünen tarafıydı. Ya onun  içinde yaşadıkları?  Ne zaman durup onun gözünden olaylara bakmaya başladım, o zaman anladım onun da benim gibi çabaladığını. Onun işi daha zordu aslında. Çünkü mutlu etmesi gereken 2 kişi vardı, 2 hatun var evde mutlu olmayı bekleyen. Yeni baba olmuş biri için bu da zor. Sadece kısıtlanan benim hayatım değildi ki. Daha çok çalışmalı, daha çok yorulmalı ama ailesine iyi bakmalı. Hem maddi hem manevi onları mutlu edebilmeli. Bunları yaparken arada kısa bir mola istemesi haksızlık mı?

Evet her şey değişti kısıtlandık. Sadece birbirimizi anlayıp bir düzen kurabiliyorsak, çocuklu hayata geçiş kolay oluyor. Tabi bu iki taraf içinde geçerli. Her iki taraf için yaşadığı zorluklar farklı ve önemli. Seninki ya da onunki daha önemli değil!

Ben ”Anneliğin sırrı sabır ve bunun için kendime kısa da olsa vakit ayırmalıyım,” derken, eşim de ”Babalığın sırrı kısa da olsa özgür olduğumu hissetmek, bu da biraz kendimle kalmak,” diyor. Aslında ikimizinde yaşadığı ve istediği aynı. Önemli olan birbirini anlamak ve saygı duymak. Bu da sağlıklı bir evlilik için küçük sırlardan biri…

Bazen hiçbir şey yapamasak bile içten gelen, ”Seni anlıyorum” sözü yetebiliyor…