Merhaba diyerek başlamak istiyorum sözlerime. Sıcak bir merhaba olsun ki bütün annelerin içi huzur dolsun…

Annelikle tanıştığım ilk günlerim de pek şanslı olduğumu söyleyemem. O küçük bebeğin getirdiği huzuru ve sevgiyi doyasıya hissetmek isterdim fakat öyle olmadı! Mutsuz olduğumu, korkularımı ve daha birçok şeyi itiraf edememiştim. Herkes kendince yorumlar yapıyordu, ”Lohusa piskolojisi, böyle şeyler olur.” Yapılan yorumların hepsi doğruydu belki; ama benim korkularımı engelliyemiyorlardı. Bebeğimin sevgisi bile bana yeterli bir anne olabilme gücü vermiyordu. Yapabildiğim tek şey yazmak oldu. Aklıma geldikçe hissettiğim her şeyi yazdım. Defterim benim tek sırdaşımdı. Ne eşim, ne annem, ne bir arkadaş. Aslında yazdıklarımla kendi sırdaşım kendim olmuştum;

Bu sabah daha karanlık ya da bana öyle geliyor, bu küçük bebeğe bakamıyacağımdan, ona bir şey olmasından korkuyorum! Korkuyorum, korkuyorum, korkuyorum…

O günlere geri dönmek ve bu duyguları birileriyle paylaşacağım aklımın ucundan bile geçmemişti. Benim yaşadıklarıma benzer sıkıntılar yaşayan yeni bir anneyle tanışana kadar. Hayatın dönüm noktası mı, annelikten öncesi, annelikten sonrası mı? Hepsini sorguladığım o zor dönemleri hatırlattı yeni tanıştığım çiçeği burnundaki anne. ”Anne olmak dünyadaki en güzel duygu, zamanla ona en iyi senin bakabileceğini anlayacaksın,” demek istesem de beni dinlemiyeceğini  billiyordum.

Şunu yap, şöyle oluyor, ben de şunları yaşadım gibi şeyler söylemenin anlamsız olduğunu bildiğim için ”Seni anlıyorum” demek istiyorum. Çalışan bir kadın olarak, bebekle eve bağlanan, hayatı değişen, bebeğini nasıl büyüteceğini bilemeyen, korkuları olan ve bebeğine bakamıyacağını düşünen bir anne olarak seni anlıyorum!