Eskiden ”Çoluk çocuk büyüsün, torun torba sahibi olalım. O zaman köye yerleşmek niyetim”, derdi çoğu kişi. Şimdi ise herkesin özlemi oldu köy hayatı. Bir avuç temiz havaya, biraz huzura, doğayla iç içe yaşamaya hasret olduk. Huzurun ve sağlıklı bir ömrün sırrı doğayla iç içe olmaksa neden köyde hayat düşünülmesin…

Köyde Hayat

Burada güne kuş sesleriyle başlanır. Günaydın şarkısı mı, uyan artık şarkısı mı, siz ne derseniz deyin; ama benim köyde en çok hoşuma giden bu kuş sesleri! Bir de yeşilliğin her tonuna karşı kitap okumak. Hayvanlarınız da varsa köyün havası başka güzel. Sabahları kuş seslerini duyarak, dışarıda dolaşan tavukları, ördekleri izlemek benim için huzur demek.

14040032_10154519240667287_4109791041746770346_n

Benim çocukluğumdaki köy hayatıyla şu an ki köy hayatı farklı tabi. Her şeyin değiştiği gibi bu da değişti. Mesela benim çocukluğumda televizyon yoktu. Elektrik yerine gaz lambamız vardı. Elektrik sonradan geldi köye. Çok yaşlı değilim yanlış anlaşılmasın, gaz lambalarını hayal mayal hatırlıyorum 🙂

Herkes, yatma saati gelene kadar gaz lambasının etrafında toplanırdı. Belki küçücük bir ışığımız olurdu ama çok değerliydi. Çok geç vakitlere kadar oturulmazdı, günün yorgunluğuyla herkes kıvrılırdı yataklarına.

Sabah erken kalkardık. İneğimiz vardı. Rahmetli hacı babama, ineği otlatırken yardım ederdik (Bunu kibarca söyledim çünkü bizim oralarda buna, ineği yaymak denir). İnek, köpek, ağaçlar, meyveler derken bahçede koşturarak geçerdi günlerimiz. Dut ağacı, incir ağacı, taflan ağacı (kara yemiş)… daldan dala atlardık anlayacağınız. Soframızdan çökelik, süt, yumurta, köy ekmeği ve sofranın kralı yoğurt eksik olmazdı. Hepsi köy mahsulü yiyeceklerdi. Ne varsa sofrada yer bitirirdik. Acıkırdık koşturmaktan. Temiz havada olunca iştahımız açık olurdu. Zamani çocukları gibi onu yemem, bunu istemem olmazdı. Abur cubur da yemezdik; çünkü yoktu. Bu da bizim şansımızdı sanırım.

Beslenme konusunda Eylül de benim kadar şanslı. Yumurtayı, yoğurdu, sütü doğal yiyor hatta benim zamanımda olmayan meyvelerin tadını da biliyor. Mesela benim zamanımda kızılcık ağacımız yoktu, şimdi var. Kivilerimiz de yoktu; hatta kivi diye bir meyveyi bilmezdik. Şimdi ise bolca kivi veren ağaçlarımız var köyümüzde.

Bir de salıncak yapardık, yeşilliğin sunduğu manzaraya karşı. Uçardık sallanırken; sonsuzluğa, doğaya doğru. Çoğu zaman ”Ya düşersem”, diye geçirirdim aklımdan. Düşersek sonu kötüydü; çünkü boşluğa uçuyorduk. Bir düşünün, göklerde uçuyorsunuz bir kuş gibi…Bu duygu, aldığım her riske değerdi.

IMG_20160617_185428

Eylül’ün de köyde bir salıncağı var; ama düz bir yerde ve korumalı. Bizim salıncak gibi kalın bir ip ve minderden yapılmamış. Parklarda olan, plastik salıncakların halatlısını düşünün. Önünde koruması ve kemeri de var. Benimkiyle kıyaslayınca özgürlüğün ”ö” sü bile yok bu salıncakta. Acaba bizler mi kısıtlıyoruz çocukların özgürlüklerini? Bizlere ”Koşmayın, yapmayın”, diyen olmazdı. Bütün gün düşe kalka oynardık. Peki biz neden, ”yapmayın, koşmayın” diyoruz çocuklarımıza ve bu kadar korumacıyız? Bizler böyle büyümedik ki! Bu soruları çoğu kez birbirimize sorup, kendimizi eleştiriyoruz. Fakat bu korumacılık, zamani hastalığımı; yoksa zamanımızın zorunluluğu mu, halen çözmüş değiliz!

Köy hayatının diğer bir güzelliği hayvanlarımızın olması. Köy insanının uzun ömürlü olmasının sırlarından biride bu. Hayvan sevgisi ve onlarla uğraşmak. Gün boyu nöbet tutan köpeklerimiz, cana yakın tavuklarımız, kendi halinde ördeklerimiz ve gür sesini yeni yeni duyduğumuz yavru horozumuz… Hepsi vazifelerini en iyi şekilde yerine getirip, sevgi gösterileri sunuyorlar. Sabahtan akşama kadar yüzünüzde bir tebessümle, onları hiç sıkılmadan izleyebilirsiniz.

14095696_10154519240407287_5752053649518308040_n

Köy denilince benim aklıma sadece bu anlattıklarım gelmiyor. Hacı annem ve Hacı babam da var bunun içinde. Köy onlarla tamam olurdu. Çocukluk biraz şımarmak ve sınırsız sevgi almak değil mi? Bunu en güzel onlar verirdi bize.

Eylül içinde köy, en çok büyükbaba ve anneanne demek. Onları gördükçe büyük haz alıyorum, bu sevgiyi tatmış biri olarak. Biliyorum ki hayattaki en güzel şeyi (sevgiyi), en değerli öğretmenlerden öğreniyor!

IMG_20160623_145127

Köy hayatının çocuklara kattığı çok şey var. Doğayı daha iyi tanımak, meyvelerin nasıl büyüdüğünü görmek, sofrasındaki yumurtayı yapan tavuğun nasıl beslendiğini öğrenmek gibi. Düşünün doğayla iç içe yaşayan, hayvan sevgisini çocukluktan kazanan, onaları doğadaki yaşamlarıyla tanıyan birinin, dünyaya zarar verebilme olasılığı ne kadardır? Bence çok düşük!

Birçok şeyin değiştiği doğru. Bayramlar, köy hayatı, yaşantılar… Değişim hayatın kendisi, bundan kaçış yok. Değişimi yaşarken değerlerimizi kaybetmesek, asıl önemli olan bu.

Sevgiyi doyasıya verirsek çocuklarımıza, hayvanları, otları, taşı, çiçeği, doğayı, komşuyu, eve gelen misafirlerin önemini hissettirirsek, saygılı olmayı göstererirsek onlara, büyüdüklerinde değerlerine sahip bireyler olurlar. Ne kadar duyarlı büyürlerse birlik ve beraberliği bilirler.

Şu an günümüzde de ençok ihtiyacımız olan şey bu değil mi? Birbirine saygılı, birlik, barış içinde bir toplum olmak! Bence köy hayatı huzurlu, sağlıklı bir yaşamın yanında insana bu değerleri de veriyor.