Berlin seyahatimi nedense Prag seyahatim gibi kısa zamanda yazıya dökemedim. Bunun nedeni, masallar kentinden sonra bir metropol de olmak ya da Berlin’i yeterince anlamamış olmam olabilir. Bilmiyorum ama gezdiğim her sokakta, gördüğüm her insanda bir soğukluk vardı. Berlin, güzel bir düzen içinde sakinliğini koruyabilen ama soğuk bir kent  izlenimi verdi bana. Hatta öyle bir an geldi ki seyahat rotamızı başka bir ülkeye çevirmeyi bile düşündük. Ama Berlin’i anlamaya çalışmak, Berlin’i terk etmekten daha doğru bir çözüm olacaktı.

Ve Berlin de Gezi 

Prag’da 3 gün kaldıktan sonra rotamızı planladığımız gibi Berlin’e çevirdik. Berlin’e gittiğimizde akşam saatleriydi ve otele yerleşip dinlenmeye karar verdik. İlk gün havanın çok soğuk olmasından dolayı aklımızdaki Berlin Doğa Tarihi Müzesi ve Berlin Katedrali ile gezimize başladık.

Berlin Dom (Berlin Katedrali)

1700’lerin ortasında Johann Boumann tarafından tasarlanmış olan Katedral 1822 yılında yeniden düzenlenmiş.

1894-1905 yılları arasında Alman imparatoru II William tarafından yıkılarak, Rönesans zamanı İtalyan mimari tarzı ile tekrar inşa edilmiş ve bugünkü ihtişamlı görüntüsünü kazanmıştır.

Mimari Tarzları: Barok Mimarisi, Rönesans Mimarisi, Neoklasik Mimari, Neo- Barok, Neo Rönesans Mimarisi, Brick Gothic

Katedral de  bazı imparatorların mezarları da bulunmakta.

Mimarisi ile etkileyici Berlin Katedralinin en üst katına çıkarak Berlin’i kuşbakışı görebilme şansınız da var. Yalnız bunun için 270 merdiven çıkarak 114 m. yüksekliğindeki kubbeye ulaşmanız gerekiyor.

Katedrale giriş ücreti ise 7 Eur

Museum Für Naturkunde (Berlin Doğa Tarihi Müzesi)

Burası dünyadaki en iyi doğa tarihi müzelerinden biri.

   

Müzede en dikkatimi en çok çeken yer, dinazorların sergilendiği salon oldu.

Bazı dinazorlar bir pazıl gibi gerçek olmayan kemiklerle tamamlanmış.

Aralarında gerçek olan dinazor kalıntıları ve dinazor iskeletide bulunuyor. ABD Montana’da bulunan Tristan iskeleti gibi. 2 yıl daha müzede kalacak olan Tyrannosaurus rex cinsi dinazorunun uzunluğu 12 metre kadar.

Çok sayıda doldurulmuş hayvan görebileceğiniz müzede birbirinden farklı balıklar ve bitkilerde bulunmakta. Güneş sistemi ve dünyanın oluşumu ile ilgili sergide fazlasıyla dikkat çekici.

Bence Berlin Doğa Tarihi Müzesi, verdiği bilgilerle, görselliği ve sunumuyla Berlin de görülmesi gereken müzelerin başında geliyor. Ayrıca müzenin girişinde bulunan danışmadan tercüme için sesli tanıtım sistemi ( kulaklık ve cihaz ) isteyebilirsiniz. Böylelikle her bir fosil ve müze eseri hakkında, çevrenizi rahatsız etmeden kendi dilinizle sesli olarak bilgi alabilirsiniz. Bunun için ek bir ücret ödemenize gerek yok. Müzeye giriş ücreti ise 8 EUR

Brandenburg Kapısı ( Brandenburger Tor)

 

Şehrin en önemli sembollerinden biri olan Brandenburg Kapısı: 1989 sonuna kadar Berlin’i ikiye ayıran utanç duvarının Doğu ve Batı Berlin sınır kapısıdır. 1788- 1791 yıllarında inşa edilen kapı, soğuk savaş süresince Sovyetler Birliği’nde bulunan Doğu Berlin bölgesinde kalmıştır. Brandenburg Kapısının hemen kuzeyinde ise soğuk savaş döneminde Batı Berlin kısmında kalan Reichstag bulunuyor.

Berlin de Yaşam

Berlin de her şey düzen üzerine kurulmuş. Ulaşım çok rahat ve kolay. Kentin her yerinde bisiklet kullananlara rastlayabilirsiniz. Bisiklet yollarını, araçlar ve yayalar kesinlikle kullanmıyorlar. Herkes yaşam alanını biliyor, bu da kentte düzeni sağlıyor. Evet Berlin de yaşam bir düzen üzerine kurulmuş ve insanlar bu düzeni benimsedikleri için her şey yolunda gidiyor.

Metropol kenti olmasına rağmen burada yaşam sakin ilerliyor. İnsanlar sıra olurken, otobüse, metroya binerken hatta bir şeyi beklerken bile sakinler. İnsanların kendi yaşam alanlarını bilerek kurallara uymaları düzeni, düzenin yaşamlarına getirdiği kolaylık ve rahatlık ise sakinliği getiriyor. Sonuş olarak hepsi birbirini tamamlamış oluyor.

Misal Postdam’dan Berlin’e dönmek için metroya binmiştik. Dönüşümüz sırasında metro bozuldu ve herkes inip istasyonda beklemeye başladı. Neden beklenilmesi gerektiği hakkında ise bilgi verilmedi. Yine de insanlar sakince beklemeye devam ettiler. Biz ise beklerken bir sürü senaryo ürettik. Sonra ”Bu insanlar niye bekliyor, bu bekleyiş saatlerce sürebilir”, diyerek otobüs durağına yöneldik. Şans ki beklediğimiz otobüs hemen geldi; ama şöför otobüsten indi, otobüsü kilitledi ve uzaklaştı. İnsanlar istasyondaki gibi sakince beklemeye devam ettiler. Olay şöförün ihtiyaç molası vermesiymiş. İstasyonda olduğu gibi şöför de bize neden beklediğimizle ilgili bir açıklama yapmadı ama anladık ki insanlar, ”Her şeyin bir nedeni var”, mantığı ile sakince bekliyorlar. Elbet her şey yoluna girecek, yolda kalınmaz, yolcular bir şekilde evlerine ulaştırılır. Panik olmaya gerek yok! Kısacası düzenin olduğu bir yerde kargaşa yerine sakinlik oluyor.

Devamı var…