Brandenburg eyaletini başkenti olan Potsdam trenle Berlin’den 45 dk. uzaklıkta. Havel nehri üzerine kurulmuş kentin birçok özelliği var. Gölleri, nehirleri, yeşil alanları, yapıları ve tabii ki sarayları…

Açıkcası bana Potsdam, Berlin’e kıyasla çok farklı duygular hissettirdi. Daha sıcak ve daha hayat dolu…Belki kentin Berlin gibi metropol olmayışı ve  %75′ inin yeşil alanlarla kaplı olması böyle hissetmemde en büyük nedendi. Kente girdiğim andan itibaren kendimi, farklı bir atmosferin içinde hissettim. Dediğim gibi daha sıcak ve daha hayat dolu bir yerdeydim…

Potsdam’ın diğer bir güzelliği ise bisiklet kullanımının Almanya’nın diğer bölgelerine göre daha yaygın olması. Genelde turistlere Potsdam’ı bisikletle gezmeleri tavsiye ediliyor. Biz de bu tavsiyeye uyarak tren istasyonundan birer bisiklet kiraladık. Buraya yarım günümüzü ayırdığımız için şehrin tamamını gezemedik ama aklımızdaki Sanssouci Park’ını gezmek için yarım gün bize yetti.

Sanssouci Park

Sanssouci parkı içindeki sarayları, heykelleri ve muhteşem peyzajı ile gördüğüm en görkemli parklardan biri.

Özellikle Sans – Souci Sarayı.

İçinde balıkların olduğu büyük bir havuzu geçip, büyük ve görkemli merdivenleri çıktıktan sonra Sans – Souci Sarayına ulaşıyorsunuz.

Sarayın etrafında birçok heykel görmeniz de mümkün.

Sans – Souci sarayının biraz ilersinde büyük bir buğday değirmeni bulunuyor. 2. Dünya Savaşı sırasında yanan değirmen 20. yüzyılın sonunda tekrar inşa edilerek bir müzeye dönüştürülmüş. Bu değirmen ve Sans Souci Sarayı’nın ders verici güzel bir hikayesi de var.

Adaletin Simgesi: Sans – Souci Sarayı ve Değirmen

Prusya Kralı Büyük Friedrich Potsdam ormanında gezerken çok güzel manzaralı bir tepe görür ve buraya sarar yaptırmak ister fakat beğendiği tepede bir değirmen vardır.

Adamları ile değirmenin sahibine haber salar. Değirmeni satın almak ister. Değerinin kat kat üstünde bedel teklif eder ama değirmenci değirmenini satmaz. Kral değirmenciyi huzuruna çağır ve değirmeni neden satmadığını sorar.  Değirmenci, ”Bu değirmen bana babamdan kaldı, babama da babasından, ben de çocuklarıma bırakacağım. Değirmeni satmıyorum”, der. Sinirlenen Kral, ” Unutma ki ben kralım, sen bunun farkında mısın? ” Değirmenci, ” Asıl sen unutma ki Berlin’de hakimler var. Hiçbir güç adaletin önüne geçemez”, der. Hakimlerinin adaletine bu kadar güvenilmesi Kralın çok hoşuna gider. Sarayını değirmenin altındaki tepeye yaptırır.

Böylece  komşu olan Sans – Souci Sarayı ve Değirmen, adaletin simgesi olarak anılır.

31 Aralık 1917 tarihinde Berlin’de yapılan yılbaşı kutlamalarına Osmanlı heyetide katılır ve bu heyetin içinde Mustafa Kemal Atatürk’de vardır. ”Potsdam’a bu kadar yakınken adaletin simgesi olan değirmen ve sarayı görmeden olmaz”, diyen Atatürk arkadaşlarının kendisiyle gelmemesine rağmen, tek başına adaletin simgesi olan değirem ile sarayı görmeye gider ve uzun uzun seyreder!

Parkta görülmeye değer diğer bir saray ise Büyük Friedrich’in misafirlerini ağırlamak ve davetler vermek için yaptırdığı Yeni Saray (Neues Palais). Bu sarayın 200 odasından sadece 60 odası ziyaretçilere açık tutuluyor. İhtişamı ile görülmeye değer bir yapı.

Potsdam için ayırdığımız süre nedeni ile biz Sanssouci Parkını gezebildik ama size Sanssouci Parkının yanında Brandenburg Gate, Hunters Gate, Museum Barberini, Hollanda evlerini de görmenizi tavsiye ederim.

İlgini Çekebilir:

Metropol Kenti Berlin

Masallar Kenti Prag