Hamileliğimin son aylarına yaklaşmıştım. Öğle yemeğinden sonra mesai başlayana kadar yarım saatlik vaktimiz olurdu. Arkadaşımla bu süreyi, iş yerinin karşısındaki öğretmen evinin bahçesinde yürüyüş yaparak geçirirdik. Yine yürüyüş yaptığımız bir günde, yaşlı bir teyze karşımızdan geliyordu. Bana bakarak, ”Bu bebeği, böyle bir dünyaya nasıl getireceksin”, diye sordu. Gülümsedim, ”O çok mutlu olacak”, dedim. Bir süre bu teyzenin sözlerini tebessümle hatırladım. Kimbilir hayatında neler olmuştur, ne sıkıntılar yaşamıştır, dedim kendi kendime!

Gün geçtikçe bu sözler daha sık aklıma geldi. Umut dedim, güzel olacak her şey, geçecek…Kötülük kazanamaz her zaman, iyilik kazanmalı…

28 Haziran gecesi ve ertesi gün yine ”geçecek” dedim. Bu sefer kızıma diyordum bunları. ”Bizim İstanbul’umuz değil kızım, başka İstanbul, başka havalimanı.”  ”Anne, orası başka bir dünya değil mi?” dedikçe ”evet” dedim, bizden çok uzak… Olayı öğrendiğimizde yanımızdaydı, endişelenmişti haklı olarak. Artık kendimizi kontrol etmemiz çok zor oluyor. Yaşanılanları saklamak mümkün değil. Duygularımızı saklamamız da mümkün olmuyor artık. O yüzden ona diyebildiğim tek şey ” Bizim dünyamız da değil, başka dünyadaki havalimanı! Bizim İstanbul’umuz değil başka İstanbul, bizden çok uzak bir yer! ”

Yaşanılanları unutmadık, unutmayacağız elbet. Günler geçtikce alışıyoruz belki, tekrar olmasın diye dualar ediyoruz. Alışıyor olsakta pes etmiyoruz, umudumuzu kaybetmiyoruz, bunu bilsinler. Diyorum ki ”Biz bir aradayız, yalnız değiliz; sen varsın, ben varım, başka anneler var, babalar, evlatlar, polisimiz, öğretmenimiz, doktorumuz, köylümüz, çobanımız, askerimiz… hepimiz bir bütünüz! Bizleri bir arada, el ele gördükçe onlar kaybedecek. Burası bizim vatanımız, bizim evimiz, başka bir dünya değil bizim dünyamız…”

Halen umudum var benim. O yaşlı teyzeyi tebessümle hatırlamak istiyorum, haklıymış diyerek değil. Sen de elindekilere sıkı sıkı sarıl ve umudunu kaybetme…